Τρίτη, 15 Οκτωβρίου 2013

Kemalistler, İslamcılar ve Kıbrıslıtürkler: Ζor bir ilişki


 

“20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı’nın doğal sonucu haklarımızı ve bağımsızlığımızı kurtarmak oldu ve somut olarak devletimizi kurduk. En önemli görevimiz devletimizi korumaktır… Devletimiz direnişimizin armağanıdır”(1). Kıbrıstürk toplumunda ayrı yapıların oluşturulmasını Rauf Denktaş bir zamanlar bu sözlerle anlatıyordu. Denktaşçı “devlet”in kuruluşu 1974 istilasının serbestleştirdiği dinamiklerin devamı olarak görülebilir. Kıbrıstürk toplumunda erkin bu “yeni” yapıları, aynı zamanda, devletine ihtiyacı olan bir halkın “kutsal” meşrulaştırılmasının araçlarına dönüştü.

Aşırı Kemalizm’in Kıbrıs versiyonu

1983’ün yapılarının kuruluş anı milliyetçi bir çerçeveye, Kıbrıslıtürkler için somut bir geçmişi yeniden yaratmayı hedefleyen bir çerçeveye yerleştirildi. Bu tarihi geçmiş, belli bir Kıbrıstürk belleğinin ve dolayısıyla çok somut bir Kıbrıstürk kimliğinin yeniden oluşturulmasıyla geleceğin yönlendiricisi olacaktı. Askeri anıtlar ve Kıbrısrum barbarlığını anma günleri Kıbrıs’ta Kıbrıslıtürklerin varlığının tarihi zeminini eklektik bir biçimde inşa eden faaliyetlerdi. Denktaş’ın hegemonyası altındaki “devlet” beraberinde “TMT ruhunu” da getiriyor ve kesinlikle toplumun kimliğinin devletsel mevcudiyetinin inşasını amaçlıyordu. Ancak sonuçta Denktaş’çı yapılar Kıbrıslıtürklerin etnik-toplumsal kimliğini devletsel kimliğe dönüştüremedi. Bilakis bunu Türkçü-milliyetçi bir çerçevede sınırlayarak, bunun altını oydu. Denktaş “KKTC diye bir millet yoktur. KKTC’nin Türkleriyiz. Türk olmakla gurur duyarız. Anavatan bizim de Anavatanımızdır, milletimizdir. Biz, o milletin Kıbrıs’ta devlet kurmuş parçasıyız” (2) diyordu.

Bu anlamıyla, Kıbrıstürk toplumu 1983 sonrasında somut bir ideolojik içeriğe sahip olan yapılarla yaşamak zorunda kaldı. Bu içerik, Denktaş’ın dünya görüşünü tekrar türetiyor ve iki önemli eksen üzerinde işliyordu: Bir yandan Kıbrıslıtürkleri somut kültürel ve ulusal değerleri olan ayrı bir halk olarak meşrulaştırmayı, diğer yandan bizzat Denktaş’ın kendisini, Türkiye içerisinde dahi, bu değerlerin yegâne taşıyıcısı ve temsilcisi olarak meşrulaştırmayı hedefliyordu. Buna paralel olarak, toplum içerisindeki bütün muhalif güçlerin marjinalleştirilmesi amacıyla, siyasi yapıların milliyetçi çerçevesi belirlendi. Bu, toplumun ilerici kesimlerinin gelişmesini engellemeye ve gerek nüfusun gerekse ekonominin Türkiyelileştirilmesiyle homojen bir bütün yaratmaya hizmet edecek şekilde yapıldı. Dolayısıyla bu yapılar bütün muhalefet güçlerin karşısına Denktaş’ın siyasi ve ideolojik hâkimiyetinin temellendirilmesi gereksinimi olarak da ortaya çıktılar. Sonuçta bu, somut bir milliyetçi-Kemalist elitin standartlarına uygun biçimde tek Kıbrıstürk kimliğinin hâkim olmasını hedefleyen somut bir toplum mühendisliği biçimiydi.

İslamcı dönüşümün Kıbrıs versiyonu

Bugün toplumun yine tepkilerine neden olan ve aynı derecede muhafazakâr olan başka bir toplum mühendisliğinin geliştirildiği gözlemlenmektedir. Hala Sultan İlahiyat Koleji’nin temeli 20 Temmuz 2012’de atıldı. Bu tarih tesadüfen seçilmedi. 20 Temmuz’un aşırı milliyetçi-Denktaşçı yorumu belirli bir Kıbrıstürk kimliğinin oluşturulmasını hedefliyorduysa, bu somut tarihte İlahiyat Koleji’nin inşası yönünde ortaya konulan bu irade, eski ideolojik çerçevenin yerine yenisini yerleştirmeye yönelik olarak, sembolik düzeyde ortaya konulan bir harekettir. 27 Eylül 2013 tarihinde İlahiyat Koleji’nin açılışı sırasında, AKP hükümetinin Başbakan Yardımcısı geçen sene yapılanın sembolizmine değinerek, “Burası doğrusu bir külliye, bir kompleks gibi okulları ile yurtları ile Başkent’in yanında çok önemli bir tesis… Bu adadaki önemli mühürlerden birisi olacak. Türklerin bu adadaki varlığının önemli işaretlerinden biri olacak” (3) dedi. Bu sözler “dinin millileştirilmesi” ve Kıbrıstürk kimliğinin yapısal öğesi haline dönüştürülmesi operasyonunun karakteristik özelliklerini sergilemektedir. Dolayısıyla söz konusu olan, merkezinde yeni tip bir toplum mühendisliği bulunan ve önceki ideolojik çerçeveyi dönüştürmeye yönelik bir operasyondur.

AKP’nin kentlerin ve kamusal alanların yapılanmasında somut bir anlayışa da sahip olan bu çabasını anlamak için, önce Türkiye’nin hükümet partisinin ideolojik motivasyonlarını anlamak gerekir. AKP’nin demokrasi hakkındaki eklektik anlayışı ve iktidara yerleşmesi “tarihi misyon”u olan bir parti olduğu yönündeki inancını öne çıkardı. AKP, Türkiye’yi küresel bir güç kılma hedefiyle ulusu yönlendiren güç olarak kendisini görmektedir. Bu görüşe göre, Türkiye’nin bu ihtişamı İslamcı kültürün yeniden doğuşu ile gerçekleşecektir. Ancak aynı anda bu ihtişam, görsel ve imarsal olarak da ifade edilmelidir. Dev altyapı projeleri, modern karayolları ağı ve tüketiciliği yücelten büyük ticaret merkezlerine mutlaka dini anıtlar, camiler ve ilahiyat okulları refakat etmelidir.

Yukarıdakilerin “Kıbrıs versiyonu” yaklaşık şöyledir: YDÜ camisi Kıbrıs’ın en büyük camisi olacaktır. Hatta adanın güneyinden bile görünür olacaktır. Sünni İslamcılığı Kıbrıs’ta ayrı bir halkın varlığını türetecek bir unsura dönüştüren yeni ideolojik çerçeveyi, Kıbrıslırumlara ve aynı zamanda Kıbrıslıtürklere de Beşparmak’taki bayrak misali hatırlatacak şekilde olacaktır. AKP ideolojik hegemonyasının mührünü görsel ve imarsal olarak vurmayı hedeflemektedir. Bu arada kentsel yapıların yeniden biçimlendirmesinin dahi, kendi ideolojik standartlarının emsallerini türetecek şekilde olmasını denetlemeyi istemektedir. Caminin büyüklüğü, görkemi ve inşası için gereken yüksek bedel, sonuçta, içerisinden “yeni” Kıbrıstürk toplumunun doğması hedeflenen bir “imarsal prova”yı teşkil etmektedir. Bu, yeni siyasi vizyonun görünen yüzüdür. Bu siyasi vizyon camilerinin, minarelerinin ve ilahiyat okullarının refakatinde kendini göstermeye ve önceki Askersel-Denktaşçı siyasi vizyonu sonlandırmaya hazırlanmaktadır.

…ve direnişin Kıbrıs versiyonu

Ancak yukarıda değinilenlerin dışında, yakın zamanda yaşanan gelişmeler Kıbrıstürk toplumunun kendisinde önemli bir dinamizmin daha olduğunu doğruladılar. Türkiye’den ithal edilen “İslamcılaştırma” taktiğine Kıbrıslıtürkler bir kez daha yoğun bir şekilde tepki gösterdiler. İlerici kesimlerden sendikalar, partiler ve çeşitli örgütler yaptıkları açıklamalarda, Kıbrıstürk kimliğinin farklı özelliklerini vurguladılar. Bunlardan en önemlisi de, özellikle gerilimin arttığı bir ortamda, toplumun Türkiye ile mevcut ilişkilerinin değişmesi yönündeki iradenin kaydı oldu.

Bu gelişme Kıbrısrum toplumu tarafından doğru değerlendirilmelidir. Kıbrıs’ın kuzeyinde bugün var olan tartışmalar Kıbrıslıların ortak taleplerini üretmekte ve aynı esnada Kıbrıs tarihinde bugünkü Türkiye’nin rolünün yeniden gözden geçirilmesinin perspektiflerini açmaktadır. Bu anlamıyla, iki toplumun ilerici kesimlerinde var olan yaygın ortak anlayış Türkiye’nin baskıcı varlığının gayrimeşruluğunu tekrar vurgulamaktadır. Kuzeydeki bu tartışmalar, aynı zamanda, Kıbrıstürk toplumunun tümünü Türkiye’nin Kıbrıs’taki saldırganlığının “iradesiz uzantısı” olarak gören Kıbrıslırum milliyetçi çevrelerin yorumlarının hiçbir tarihi ve pratik gerçekliği yansıtmadığını da kanıtlamaktadır.

 

------------------------------------------------------------

(1) Sia Anagnostopulu, Türk Çağdaşlaşma, Atina 2004, s. 274. [Yunanca].

(2) Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul 2002, s. 295-296

(3) Kıbrıs Postası, “Hala Sultan İlahiyat Koleji”, 27.9.2013.
 

Nikos Moudouros




Δεν υπάρχουν σχόλια:

Δημοσίευση σχολίου