Κυριακή, 16 Δεκεμβρίου 2012

Neoliberalizme karşı büyük bir mücadelenin gerçekleri


Troyka’nın memorandumu ve Kıbrıslırum emekçilere dayatılan kuşkusuz acı verici koşullar hakkında çok şey söyleniyor ve yazılıyor. Bu konuda yapılan dezenformasyon sadece Kıbrısrum toplumunu hedef almamaktadır. Kıbrıstürk toplumu da kapitalist kriz gibi önemli konular hakkında yapılan somut dezenformasyonun “kurban”ıdır.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin son iki yıl içinde bulunduğu kötü ekonomik durumun bazı büyük Kıbrıs bankalarının Yunanistan ekonomisine yaptıkları aşırı derecede büyük yatırımların sonucu olduğu öncelikle dikkate alınmalıdır. Yunanistan ekonomisinin çöktüğü bir dönemde Kıbrısrum bankacılık sistemi Yunan tahvillerini satın alarak fırsatçı bir şekilde kazanç sağlamaya karar verdi. Çok karakteristik olarak, altı ay içinde, 2009’un Ekim ayından 2010’un Nisan ayına kadar, Kıbrıs Bankası 2 milyar avro değerinde tahvil satın aldı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bankacılık sektörünün Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla’nın sekiz katı büyüklüğünde olduğu göz önüne alındığında, sermayenin açgözlülüğünün yol açtığı zarar daha kolay algılanabilir.

2011 yılından itibaren devlet uluslararası kredi piyasalarından kredi alamazken, “derecelendirme kuruluşları”nın 2010’dan itibaren Kıbrıs Cumhuriyeti’nde yaşanan krizin, bankaların yaptıkları tercihlerin sonucu olduğunu vurgulamaları hiç de tesadüfî değildir. Nitekim Hristofyas hükümetinin bilinen Destek Mekanizması’na başvuruda bulunma zorunda kalmasının tek nedeni de budur.

Troyka’nın Kıbrıs’a geldiği andan itibaren, bu yapının koşullarının içeriğine ilişkin olarak Sol güçlerin hiçbir sahte beklentisi ya da yanılsaması yoktu. Kaldı ki bu konuda örnekler oldukça çoktur. Troyka ve reçeteleri, özünde kapitalist gelişmenin en üst aşamasını özelliklerini yansıtmakta ve bu aşama da güçlü devletlerin yeni sömürgecilik metotlarını uygulamalarının yolunu açmaktadır. Uygulanan politikalar durgunluğa, çalışanların yaşam düzeylerinin düşürülmesine, sosyal devletin lağvedilmesine, çalışma ilişkilerinin sermayenin çıkarına yeniden yapılandırılmasına ve çokuluslu şirketlerin kazancının yoğunlaşmasına kârlarının artmasına yol açmaktadır. Doğal olarak Hristofyas hükümetine Troyka’nın yaptığı ilk önerileri de tamamen bu muhafazakâr neoliberal çerçeve içerisinde olan önerilerdi.

Bu koşullarda, Dimitris Hristofyas hükümetinin önünde üç seçenek vardı: 1. Memorandumun kabul edilmemesi ve müteakiben devletin ödemelerinin durması ve çöküşü. 2. Troyka’nın tüm koşullarını kabul edip yeni sömürgeci anlayışına ve muhafazakâr koşullarına teslim olması. 3. Onurlu bir müzakere mücadelesi vererek, ikna etmeyi hedeflemesi ve yapılacak olan fedakârlıklar acı verici olsa da çalışanların stratejik çıkarlarını koruması. Sonuçta Hükümet üçüncü ve en zor seçeneği seçti. Bu çerçevede, verilen mücadelelerle bazı önemli hususlarda başarı sağlandı.

Hristofyas hükümeti enerji kaynaklarında Kıbrıs’ın tam denetimini korudu ve sonuç olarak gelecekte bunların değerlendirilmesini güvence altına aldı. Bu, ekonomik güçsüzlükten yararlanarak ülkenin zengin kaynaklarını denetimleri altına almayı isteyen bazı güçlü uluslararası faktörlerin ve tekellerin açık yenilgisini teşkil etmektedir. Aynı zamanda bu, doğal gazın gelecekte Kıbrıs sorununun çözümü için katkısını da korumaktadır. Enerjinin özel sektöre olası devri bu kaynakların merkezi denetiminin federal hükümette olmasının ortadan kaldırılması anlamına da gelecekti.

Bunlara paralel olarak, hükümet kâr eden yarı kamusal kuruluşların özelleştirilmesini de bu ilk aşamada önlemiş oldu. Uluslararası Para Fonu’ndan borçlanma ihtiyacı içerisinde olan bir ülkede böylesi bir şey ilk kez başarılmaktadır. Bu, alternatif bir örneğe yol açmaktadır ve Uluslararası sermayenin muhafazakârlığına bir yanıtı teşkil etmektedir.

Sonuç olarak, Cumhurbaşkanı Hristofyas çalışma ilişkilerini tamamen ve kalıcı bir şekilde altüst edecek neoliberal taleplere karşı direnmeyi başardı. Çalışanların mücadeleleriyle elde ettikleri Eşel Mobil sisteminin uygulanmasına ve 13. maaş gibi kazanımlara sınırlamalar gelse de, bunlar lağvedilmemektedir. Bu da emekçilerin talep etme mücadelelerinin durmaması için bir perspektif açmaktadır.

Tehlikelerden kesin olarak kaçınıldığını elbette hiç kimse iddia edemez. Kıbrısrum toplumunun yoksul katmanları açısından zor durum varlığını korumaya devam etmektedir ve Kıbrısrum sermayesinin saldırganlığının devam edeceği de kesindir. Bu çerçevede, işçi hareketi sosyal ve ekonomik haklarını savunmak ve gelecekte genişletmek için örgütlülüğünü güçlendirmeye çağrılmaktadır.

Nikos Muduros
Yeni Düzen 16.12.2012

Δεν υπάρχουν σχόλια:

Δημοσίευση σχολίου